Risâle-i Nur ve şâkirtlerinin meşgul oldukları vazife

Aziz kardeşlerim, siz kat’î biliniz ki, Risâle-i Nur ve şâkirtlerinin meşgul oldukları vazife, rû-yi zemindeki bütün muazzam mesâilden daha büyüktür. Onun için, dünyevî merakâver meselelere bakıp, vazife-i bâkiyenizde fütur getirmeyiniz. Meyvenin Dördüncü Meselesini çok defa okuyunuz; kuvve-i mâneviyeniz kırılmasın.

Risâle-i Nur ve şâkirtlerinin meşgul oldukları vazife

Aziz kardeşlerim, siz kat’î biliniz ki, Risâle-i Nur ve şâkirtlerinin meşgul oldukları vazife, rû-yi zemindeki bütün muazzam mesâilden daha büyüktür. Onun için, dünyevî merakâver meselelere bakıp, vazife-i bâkiyenizde fütur getirmeyiniz. Meyvenin Dördüncü Meselesini çok defa okuyunuz; kuvve-i mâneviyeniz kırılmasın.
Evet, ehl-i dünyanın bütün muazzam meseleleri, fânî hayatta zâlimâne olan düstûr-u cidal dâiresinde, gaddarane, merhametsiz ve mukaddesât-ı diniyeyi dünyaya fedâ etmek cihetiyle, kader-i İlâhi, onların o cinayetleri içinde, onlara bir mânevî cehennem veriyor. Risâle-i Nur ve şâkirtlerinin çalıştıkları ve vazifedâr oldukları fânî hayâta bedel, bâkî hayata perde olan ölümü ve hayat-ı dünyeviyenin perestişkârlarına gayet dehşetli ecel cellâdının, hayat-ı ebediyeye birer perde ve ehl-i imânın saâdet-i ebediyelerine birer vesile olduğunu, iki kere iki dört eder derecesinde katî ispat etmektedir. Şimdiye kadar o hakikati göstermişiz.
Elhâsıl: Ehl-i dalâlet, muvakkat hayata karşı mücâdele ediyorlar. Bizler, ölüme karşı nûr-u Kur’ân ile cidaldeyiz. Onların en büyük meselesi—muvakkat olduğu için—bizim meselemizin en küçüğüne—bekaya baktığı için—mukabil gelmiyor. Madem onlar divânelikleriyle bizim muazzam meselelerimize tenezzül edip karışmıyorlar; biz, neden kudsî vazifemizin zararına onların küçük meselelerini merakla takip ediyoruz?
Bu âyet “Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar veremez. (Mâide Sûresi: 105.)” ve usûl-ü İslâmiyetin ehemmiyetli bir düsturu olan “Er-râzî bi’z-zarari lâ yunzeru lehû” yani, “Başkasının dalâleti sizin hidâyetinize zarar etmez; sizler, lüzumsuz onların dalâletleriyle meşgul olmayasınız”; düstûrun manası: “Zarara kendi râzı olanın lehinde bakılmaz, ona şefkat edip acınmaz.”
Madem bu âyet ve bu düstur, bizi, zarara bilerek râzı olanlara acımaktan men ediyor; biz de bütün kuvvetimiz ve merakımızla, vaktimizi kudsî vazifeye hasretmeliyiz. Onun hâricindekileri mâlâyânî bilip, vaktimizi zâyi etmemeliyiz. Çünkü elimizde nur var, topuz yoktur. Biz tecâvüz edemeyiz. Bize tecâvüz edilse, nur gösteririz. Vaziyetimiz bir nevî nûrânî müdafaadır.
Bu tetimmenin yazılmasının sebeplerinden birisi:
Risâle-i Nur’un bir talebesini tecrübe ettim. “Acaba bu heyecan, şimdiki siyasete karşı ne fikirdedir?” diye, Boğazlar hakkında “boşboğazlığı” münâsebetiyle bir iki şey sordum. Baktım, alâkadarâne ve bilerek cevap verdi. Kalben, “Yazık!” dedim. “Bu vazife-i nûriyede zararı olacak.” Sonra şiddetle ikaz ettim.
Emirdağ Lâhikası, s. 90
***
Evet, Risâle-i Nur şâkirtlerinin meşgul olduğu vazife, en muazzam olan mesâil-i dünyeviyeden daha büyüktür. Siyasetle uğraşmaya vaktimiz yoktur. Yüz elimiz de olsa, ancak Nura kâfi gelir. Amerika, İngiliz kadar servetimiz de olsa, yine îmânı kurtarmak dâvâsına hasredeceğiz. Hem, birtakım siyasî işlerle veya birtakım bâtıl cereyanlarla ve fikirlerle uğraşmaya zamanımız yoktur. Ömrümüz kısadır, vaktimiz dardır. Üstadımızın dediği gibi, “Fena şeylerle meşguliyet fena tesir eder, fena iz bırakır.” Husûsan böyle bir asırda, “Bâtılı, iyice tasvir etmek, sâf zihinleri idlâldir.” Evet menfîlikleri öğrenerek mücâdele edeceğim gibi saf bir niyetle başlayıp, menfî şeylerle meşgul ola ola, dînî bağları ve dînî salâbet ve sadâkati eski haline nazaran gevşemiş olanlar olmuştur.
Risâle-i Nur, nûru yerleştirerek zulmeti izâle ediyor, yok ediyor; iyiyi öğreterek, fenayı fark ve tefrik ettiriyor ve vazgeçiriyor; hakîkati ders vermekle, bâtıldan kurtarıyor ve bâtıldan mahfuz kılıyor.
Hulâsa-i kelâm: Biz, ancak Nurlarla meşgulüz. Biz mücevherât-ı Kur’âniye ile iştigal ediyoruz. Bizler, Kur’ân’ın kâinat vüs’atindeki elmas gibi hakîkatlerine çalışıyoruz. Bizler, ancak bâkîye hizmet ediyoruz. Bizler, fâni şeylere emek sarf etmeyiz. Bizim, Risâle-i Nur’la olan hizmet-i îmâniyemiz, başka şeylerle iştigalimize ihtiyaç bırakmıyor, her şeye kâfi geliyor.
Tarihçe-i Hayat, Üniversiteli Nur Talebeleri’nin açıklamasından, s. 1059

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir